Profil de kamilSuleyman oglu kamil önalPhotosBlogListesPlus Outils Aide

Blog


2 juillet

geclik hitabe

GENÇLİĞE HİTABE

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!"

şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre...
Birincisi iki buçuk asır...

Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...İkincisi üç asır...

Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet..
Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında

"belhümadal - hayvandan aşağı"

dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına esaret...
Ya dördüncüsü ?... Son yarım asır!..

İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,

madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında

ebedi helake mahkumiyet...

İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...

Bunları,yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık,

çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür

diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...

Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni

bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle

bütün "dikey"leri "ya tay" hale getirecek bir çığlık kopararak

"mukaddes emaneti ne yaptınız?"

diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin,

kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...
Halka değil, Hakka inanan,

meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakkındır"

düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan

ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
Emekçiye "Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar

sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.!

Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla,

kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan

daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta

başı boş bırakılamazsın!" diyecek...
Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul emrini

kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça

serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek...
Kökü ezelde ve dalıi ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine,

diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan

ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa

çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı,

Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı

adamında bulduğunu sandığı şeyi,

o mübarek oluş sırrını,her sistem ve mez hebe ortada

ne kadar illet varsa devasının

ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,

İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna,

İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...
"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan

fert fert "ben varım!" cevabını verici,

her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!"

fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi

cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette usule,

stratejiye uygun bir gençlik...
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta,

ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin;

ve gerçek kahramanlık madeniyle sahtesini ayırdetmekte

kuyumcu ustası bir gençlik...
Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü,

yalancı ders kitabı,dema gog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı,takma diş fabrikası,

fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi,

temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek

bütün cemiyet müesseselerinden

aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek,

kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar

nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı

içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa,

gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini

beğenmeyecek, onlara "siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş

marka müslümanlarısınız !

Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden

hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek

müslümanlığın "na sıl" ını ve "ne idüğü" nü

her haliyle gösterecek bir gençlik...
Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,

hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle

manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak,

ve O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak

tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur

farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir genç lik...
İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.

Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime

ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve

zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında,

uykusuz,su suz, ekmeksiz,başımı secdeye mıhlayıp bir ömür

Allaha hamd etme makamındayım.
Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur:
Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken,

Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da

gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!

Allahın selâmı üzerine oIsun...

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..


Necip Fazıl KISAKÜREK


15 avril

Konuşulan konu Seni de vururlar bir gün eyyy acı!!!

  Evini bir davet sonrası temizlemek için saatlerce
uğraşıyorsan Bir çok arkadaşın var demektir.
Faturalarını ödeyebiliyorsan Bir işin var demektir.
Pantolonun biraz sıkıyorsa Aç kalmıyorsun demektir.
Gölgen seni izliyorsa Güneş ışığını görüyorsun
demektir. Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun
buluyorsan Yürüyebiliyorsun demektir
Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan Konuşma
özgürlüğün var demektir. Yanındaki adamin sesinden
rahatsız oluyorsan Duyuyorsun
demektir. Camları silmen, çatıyı onarman gerekiyorsa
bir evde yaşıyorsun demektir Doğalgaz faturan yüklü
geliyorsa Isınıyorsun
demektir Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların
varsa Yığınla giyeceğin var demektir Çalar saatin
sabahın köründe çalıyorsa
Yaşıyorsun demektir Aksamları kendini yorgun
hissediyor ve bacakların ağrıyorsa O gün üretici
olmuşsun demektir
VE TÜM BUNLARIN FARKINA
VARABİLİYORSAN MUTLUSUN DEMEKTİR
DOLAYISIYLA MUTLULUK ..... Sorunsuz bir yaşam değil,
Onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir.... 

Seni de vururlar bir gün eyyy acı!!!

25 mars

Kim Beni severse cennettedir

 

Enes  bin Malik (r.a) diyor ki Resulullah bana şöyle buyurdular Yavrucum! Kalbimde kimseye karsı bir

kötülük beslememeğe çalış gücün yeterse gece ve gündüz bunu yap. Yavrucugum! bu benim sunnetimdir.

Kim benim benim sünnetimi hayata gecirirse gercekten beni sevmiş olur. Kimde beni severse benimle

birlikte cennettedir...

ŞEFAAT YA RESULALLAH

21 mars

Konuşulan konu 115641953612+12

  ALLAHIN HİKMETİ ADINI BUTUN YARATIGINA YAZABİLİYOR DA NEDENSE HALLA COK ADEM OGLU BUNU GÖREMİYOR BİLE

Alıntı MERYEMCEDENDİR ALLAH RAZI OLSUN

115641953612+12

19 mars

efendimize selatu selam olsun

 

 

     



Efendim, Müjdecim,
Kurtarıcım, Peygamberim!
Sana Uymayan Ölçü
Hayat Olsa Teperim"
EFENDİME MEKTUP
  

Asrın günahkârları adına, Efendiler Efendisine (s.a.v),
Sana “gel” demeye yüzümüz yok Efendim. Sen kabul buyur bizi, sen davet et de biz varalım o ravzay-ı pâkine yalınayak. Gerekirse yollarında emekleye emekleye, hatta sürünerek, yüzüstü gelelim huzuruna. Sen kabul et ki biz senin uğruna her türlü ezâya, cefâya razıyız.
Sümeyye’ler (r.a) misali bizi de ayaklarımızdan bağlayıp develeri ters istikamete sürsünler. Bedenlerimiz iki parça olsun. Vücudumuz tek parça olarak kapına gelmekten utanıyoruz. Bir değil bin parça olsun bedenlerimiz de yeter ki kabul et bizi. Kabul et ki Bilâl (r.a) gibi bizi de kızgın kumlara yatırsınlar ve diyebilelim Allah’ın huzuruna çıkarken, o gün, senin ve dinin için bütün meşakkatlere katlandık diye. Kabul et ki Habbab bin Eret (r.a) gibi bizi de bir hasıra sarmalasınlar ve sonra da yaksınlar. Senin yolunda feda edilmemiş bir can olarak huzuruna gelmekten utanıyoruz Efendim. Yeter ki sen “ümmetim” diye kabul et bu asrın günahkarlarını Efendim.
Bizi de “liva-ül hamd” sancağının altında topla, o dehşetli günde. O gün öyle dehşetli gün ki bütün beşeriyet hatta peygamberler dahi “nefsî, nefsî..” dediği gündür. Sadece senin “ümmetî, ümmetî..” diyeceğin o günde, bizi yani bu acizleri, bu günahkar ümmetini bir halimizle perişan bırakma Efendim.
Öyle bir hale düştük ki Efendim, gündüzlerimiz bile siyaha boyandı. Sen kokmayan gülleri büyüttük bahçelerimizde. Senin için olmayan neyimiz varsa hep renksiz, neyimiz varsa hep yağmalandı çaresiz. En kutsal hediyesiydin Yaradan’ın bize. Heyhat ki koruyamadık tam manasıyla seni. Asır, sinede ateş misali oldu.. İman elde kor gibi Efendim. Sevgili diye yılanlar atıldı koynumuza.
Ey Güllerin Sultanı! Sana gel demeye yüzümüz yok. Sen davet buyur bize. Biz gelelim alemlere rahmet olan Sen’in nurlu eşiğine. Davet et ki bütün meşakkatler kabulümüzdür. Tek temennimiz bu asrın biz çaresizlerini de “Ey rabbim! Bunlar da benim ümmetimdendir” demendir. Toprak olup aslımıza döneceğimiz günler elbette uzak değildir. Bir tebessüm buyur ki gittiğimiz yerler nurunla aydınlansın Efendim.
Amellerimiz bizi cennetin yanına bile götürmez ki sana muhabbetimiz olmadan. Bizi “ümmetim” diye kabul et ki asırlardır hep dünyaya bel bağlamış şu günahkarların artık Sen’in muhabbetinle yürekleri taşsın cihandan, cuş-u huruşa gelsin yüreklerimiz sana olan aşkla.
On dört asır evvelinden “Ümmetim yağmur misalidir. Evveli mi ahiri mi hayırlıdır bilinmez” buyurmuştun. Ama Efendim, biz haramlarla günahlarla hemhal olduk daim. İçimiz dışımıza bir çevrilse ne kadar acınacak halde olduğumuz görülecek. Allah ise bu halimiz mahşere sakladı. Bu yüzden başımız önümüzde eğik, bu yüzden sana “Gel Ey Efendim” diyemiyoruz. Çünkü sana gel demekten utanıyoruz Ey Gönüllerin Şehremini. Öyle ise biz gelelim kapına. Kapına gelip Kıtmir’in olalım Sen’in daima.
Kabul et nolur. Yoksa başımıza dağlardan daha büyük taşların yağacağı gün yakındır. O gün kaçacak yer olmayacak Efendim. Azığımız olan salih amelleri boynumuzda gerdanlık yapamadık bu dünya zindanında. Kalplerimiz taş kesildi Ey Gönüllerin Sultanı! Ummanlar çekilip kurudu birer birer. Hayat çöl ortasında kaldı çaresiz.
Sana “gel” diyemiyoruz Efendim, “doğ gecelerimize” diyemiyoruz sana Sultanım. Ama nolur sen kabul et de senden gayrı neyimiz varsa hepsini geride bırakıp sana gelmek istiyoruz. “Af diliyoruz” kapında. Ey Güllerin Sultanı! Bize yüzünü çevirme nolursun.
Efendim! Sana salât olsun.. selamlar olsun..
Bizleri sana ümmet yapana hamdler olsun
17 mars

canakkale

              

Çanakkale deniz zaferi, Osmanlı harp tarihinin son parlak muzafferiyetindendir 18.03.1915 sabahı boğaza giren ve tabyalarımızı topa tutan İngiliz ve Fransız filoları, Çanakkale Boğazı’nın iki yakasına mevzilerden acılan keşif ateş ve karanlık limana dökülen mayınların tesiriyle mevcutlarının üçte birini kaybedip geri çekilmek zorunda kaldılar

 

 Manevraları sırasında mayınlara çarpan itilaf donanmasının buve oşın ve irrestıbıl zırhlı savaş gemileriyle iki muhrip ve7 mayında vazife yapamayacak vaziyette tahrip edildi

Bu muvaffak müdafaayı idare eden Çanakkale müstahkem mevki kumandanı Cevat pasa 18 Mart kahramanı unvanını almıştır

 

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,

O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak

Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker

Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

M.AkifERSOY

 

 

 

 

 

 

9 mars

sen bile aglıyorsan efendim

Sen biLe ağLıyorsan Efendim (SaLLALAHU ALEYHİ VESELLEM) ; ya bizim halimiz....
Resulullah (s.a.v) bir gece zevcesi Ümmü Seleme’nin evinde idi. Gece yarısı uykudan kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (ALLAH’a yalvarıp yakarmakla) meşgul oldu. Ümmü Seleme, Resulullah (s.a.v)’ı yatağında görmeyince kalkıp onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resulullah (s.a.v) evin karanlık bir köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak ALLAH’a şöyle yalvarıp yakarıyor:

“ALLAH’ım! Bağışladığın nimetleri benden esirgeme. Beni, düşmanların bana gülme vesilesi kılma, kıskançları bana musallat etme.

ALLAH’ım! Beni kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.

ALLAH’ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; kendin beni her şeyden ve her afetten (beladan) koru.”

Ümmü Seleme Resulullah (s.a.v)’in bu durumunu görünce ağlayarak kendi yerine döndü. Resulullah (s.a.v) Ümmü Seleme’nin ağlama sesini duyunca, ona doğru gidip ağlamasının sebebini sordu.

Ümmü Seleme şöyle dedi:

“Ya Resulellah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz ALLAH katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza rağmen ALLAH’tan böyle korkuyorsunuz, ALLAH’tan bir an bile sizi kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!”

Resulullah (s.a.v) onun sözüne karşılık şöyle buyurdular:

“Nasıl korkmayayım, nasıl ağlamayayım, nasıl kendi akıbetimden korkmayayım, nasıl kendi makam ve mevkime güveneyim! Oysa ki ALLAH Teala, Hz. Yunus’u bir an kendi haline bıraktı ve onun başına gelmemesi gereken şey geldi!”

 

1 mars

istiklal marsı

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;   
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!




Mehmet Akif ERSOY